Zeliş’in ardından yazılar-4

Ne zaman küçük, güçlü ve inatçı bir bedenin kumral dalgalar savurduğunu görsem, seslenme isteğimi bastırmak zorunda kalıyorum. Zeliş’e sarılırken, dans ederken, tartışırken, dertleşirken hissettiğim kızkardeşçe duygunun yerini neyle dolduracağımı bilmiyorum. Herkesin saçmaladığı bir toplantıda onun söz alışını bekleyemeyecek, vasat partide onu göremeyecek, herkesin işleri savsakladığı bir Onur Haftası’nda işleri yoluna sokacağına güvenemeyecek, ben boş bir inatla söylenip bencilleşirken aklımı başıma getiremeyecek, şımarıkça surat asarken memelerini açıp beni güldüremeyecek oluşuna alışamıyorum. Kendi özünü böylesine korur ve hatta onu tüm dünyaya saçarken, herkese kendini sevdirmeyi kimden öğreneceğiz? Zeliş’i tanıdığım süre boyunca, onun kalbini kıran herkese duyduğum kızgınlığın beni terk edişinden; bazı şarkılara, hangileri olduğunu çok iyi biliyorsunuz, alışmaktan ve hatta kendimi farkında olmadan onları mırıldanırken buluşumdan korkuyorum. Zeliş’in ömrümüze konan bir kuş gibi sessiz sedasız gidişine anlam veremiyorum. Ama hayat devam ediyor. İçkiyi fazla kaçırmışız da işin eğlencesi kalmamış, sarhoşluktan yuvarlanıyormuşuz gibi. Bir zamanlar çok iyi yaptığımız bir yemeğin tarifindeki sırrı unutmuşuz gibi. Tekrar tekrar dinlediğimiz bir şarkıdan aniden sıkılmış, bir daha aşık olamayacağımızı anlamış, sırf kırılmasın diye bir daha hayal kuramayacakmışız gibi. Zeliş’ten sonra hayat böyle devam ediyor.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir