Berna Koç’un kendi kaleminden…

10 Ekim’de düzenlenen “Savaşa karşı, Barış hemen şimdi” mitingine yapılan bombalı saldırı sonrasında yitirdiğimiz onlarca insanın arasından biriydi Berna Koç. Gey-Lezbiyen İşçi Ağı çalışmalarına katılan ve homofobi ve transfobi karşıtı eylemlerde, alanlarda her daim yanımızda olan, yoldaşlık yaptığımız ve gökkuşağı bayrağının rengiyle sonsuzluğa uğurladığımız Berna Koç’u unutmayacağız.

Gökkuşağı umudu bıraktın bize…

Omuzladığımız cenazeler korkuyu değil, umudu serpti yüreğimize. Hiçbir ölüm bu kadar güç vermemişti bize. Cenaze törenleri hiç bu kadar kenetlememişti ellerimizi birbirimize. Gidenlerimiz, korkuyu, yılgınlığı, suskunluğu değil, inancımızı tazeleyerek ayrıldılar yanımızdan. Ve onların bıraktığı en güzel hediye umuttur artık, kalanlarımızın başkaldırısına dönüşen”

Bir kızkardeşin o güçlü bedenini omuzlarken hissettirdiğidir bu bana.

Sen gittiğinden beri seni soruyorlar. Anlat Berna’yı diyorlar. Seni tanıdığım gün kaybetmiştim. Öncen yoktu bende, anıların, hüzünlerin, kahkahaların. Nasıl anlatabilirdim seni. Sonra düşündüm seni son yolculuğuna uğurlarken omzuma bıraktıklarını düşündüm.

Sen kızkardeş, o gün bana omuz verensin hem de kendi cenazende. Yan yana yürüdük o gün. Suruç Katliamı’nın ardından sokağa çıktığımız günü hatırlıyorsun değil mi?. Bizimle birlikte polislere kafa tutmuş, kolumuza girmiş, her şeyi göze alarak oturmuştun yanımıza. Bugün de sen bizi, yüzlerce elleri kenetli insanı polis barikatı karşısında karşıladın. Senin uyuyan bedenin bile korkutuyordu onları. Biz barikatı yine seninle omuzlayarak yolumuza devam ettik. O gün sen bana dik durmayı, her şeye rağmen, umut etmeyi, yoldaşlığı, dayanışmayı, güzel olan ne varsa işte suratıma tokat gibi çarpan, hatırlatansın.

Seninle ilgili Ankara’da ki gülümsemen var aklımda sadece. Otobüslerden inmiş, kortejimizi kurmak için buluşmuştuk arkadaşlarımızla. Ben Halkevci Kadınlar filamalarını alıp dağıtmaya başlamıştım. Senle göz göze geldik hatırlıyor musun? Gülümsedin bana, bende sana filamayı uzattım. “Lavobaya gidicem. Dönünce alıcam gelip söz” dedin. O gün “gelmedi, gelipte elimden alamadı’’ demiştim. Herşeye rağmen “barış” diyecektik seninle o gün. Yarınını, kavganı yaşamın boyunca yalnızlığını bir kenara bırakıp, seninle düş kuranlarla sürdürecektin. Sesimize ses katacaktın.

O gün “gelmedi” demiştim ya hani senin için. Sen geldin Berna. Gelip de elimden o turuncuyu mora çalan filamamızı örttün üstüne. Gökkuşağıyla kucakladın bizi.

Seni sevgiline, hani yaşam kattığın var ya ona sordum. Hıçkırıkları içinde gülerek anlatıyordu seni. Çünkü sen ona hep inadına kahkaha atmayı öğretmiştin. Çocukluğundan bugüne hep yalnız olduğunu, geçmişinin tüm gerçeklerine rağmen hep deli, hayat doluydu diyor Sevgili. Doğru bulduğu her yerde, hep en önde olmak istermişsin. O gün Suruç’un ardından yaptığımız eylemde Sevgili ne kadar tedirgin olduğunu söylese de onu dinlememiş oturmuşsun yanımıza. Kendini seninle var eden Sevgili anlatıyor, ilk kez aşık oldum diyor, ilk kez kendini bulmuş. 34 yıl sonra ilk kez. Kaybetmekten korkmuş o yüzden de. 9 Ekim akşamı konuştuklarınızı anlattı. “Biliyordum beni dinlemeyecekti ama yine de her gün bir yerlerde bir şey oluyor. Gitme bu kez dedim” diyor. Ve devam ediyor “Bilmiyorum sanırım Berna’ya nasıl ölmek istersin deseler, cevabı yalnız olmamak olurdu” dedi. ‘‘Yalnız gömülmesin ne olur ?” Sevgili senin için böyle düşünüyordu Berna. Öyle de oldu katliamda seninle gözlerini yuman yoldaşın Ayşe Deniz’le yan yanasın artık.

Sen Sevgili’yle, aşık olduğun kadınla, kafa tutmuştun hayata, hep bir kavganın içindeydin. Tanıyorum artık seni. Şimdi sana dokunmamış, sesini duymamış olsa da binlerce yoldaşın var, aşkınla, öfkenle, meydan okuyuşunla seni tanıyan, seninle yürümeye devam edecek olan.

Bu arada sen yokken katilin “savaşa devam” dedi. Seçim sonuçlarının ardından kimileri de dedi ki Suruç’ta, Ankara’da, Cizre’de onlarca insan katlettiler, yine tek başına iktidara geldiler”. “Bunca insan boşa öldü”, “Ne olacak bundan sonra, artık her şey bitti”. O an seni anlatmaya başladım işte. O gün inatla elleri kenetli halaya duranları anlattım. Çünkü umutsuzluk, vazgeçmek değildi bıraktığınız.

Şimdi ben başka Bernalara, özgürlüğü için yaşamına kafa tutan kızkardeşlere uzatacağım filamanı. İş yerinde gasp edilen hakları için kavga eden Berna’yı, örgütlediğin aşkı anlatacağım, her şeye rağmen dimdik ayakta duran kadını anlatacağım

Neredeyse bir ay olacak senden ayrılalı hala seni, omzumda bıraktığın gücü anlatıyorum.

Ve benim gibi, tüm kızkardeşlerin her yerde seni anlatmaya devam edecek inan. Senin bize bıraktığın bayrağı kaldırarak yürüyeceğiz yan yana. Ben de şimdi sana söz veriyorum kızkardeş. Bizleri alt edebileceğini sanan katilin, üzerinize sandık kurarak kazandığını ilan etti. Ama yanılıyor. Çünkü biz sizinle yeniden dedik, katillerin düzenini yıkana dek buradayız. Evet bedel ödedik, ödemeye de hazırız. Ama inan korkan onlar. Bedel ödemekten korkuyorlar Berna. Ve inan korkularını boşa düşürmeyeceğiz.

Ve ben hep seni anlatacağım. Berna diyeceğim, umudumu, öfkemi, inancımı tazeleyen…. O güzel yüreğinden kocaman öpüyorum kızkardeş.

Evrim Çakır –İzmir Halkevleri Üyesi

Berna’nın kaleminden…

 

UYANIM

Çok güzeldiniz;
Sizi,
Fikirlerinizi ararken zifiri yobazlıkta,
Fark ettim.
Gözleriniz,
Karanlığında çakmak taşı gibi çark ediyordu o an.
Uğurlarken tanıdığınız tanımadığınız tüm yitenleri,
Gözleriniz gururlu
Ve hüzünlü parlıyorlardı.
Aklınızın köşesinde derlenmiş büyük bir bavuldu uyanış;
Sizi zihninizin odacığında sadakatle bekleyen.
Ve siz,
Bavulun ağırlığını tartamayıp,
Sendelemiştiniz artık durmaktan vazgeçip,
Ayaklandığınız an.
Bir de o an fark etmiştim sizi.
Çok güzeldiniz.
Üzerinizi unutmuşçasına uyanışınızdan ürperişiniz çok güzeldi.
Sizi daha belirgin fark ettim;
Artık fikirleriniz bulduğunuz anda korurken zifiri yobazlıktan.
Gözleriniz artık bir meşale gibi yanıyordu.
İyiden iyiye uykunuzu almıştınız artık,
Daha dinç daha sesli bakıyordunuz bavulunuza:
Uyanışınıza…

İKİNCİ DÖMİSEK

İnsanlar,
Bütün çirkinlikleri ayakları altında eziyordu.
Ve ben çok kötü aşık olmuştum.
Günlerden isyan günleriydi.
Gözaltına alınıyordu birileri;
Kayboluyorlardı;
Haber alınamıyordu birçoğundan.
Ben ise kendimi,
Çok kötü,
Aciz,
Dışında hissediyordum direnişin.
Kolay değildi öyle genç ölmek;
Birileri genç ölürken,
Başka birilerinin umarsızca eğlenmesi…
İnadına ölenlerin acıkmak,
Öyle kolay değildi.
Ve ben çok pis aşık olmuştum.
Aylardan mayıstı;
Hazirana sarkıyordu bir direniş
Ve birisi serbest bırakılma tutanağını okuyordu yüzüme;
Kadınların acizce taciz edilişini kolluk güçlerince
Ve ben aptal çocuk gibi aşık olmuştum
Yalnızca helyumla uçabilen bir fikre.
Sarkık bir haziran ayında
Renksiz bir direniş yaşanıyordu.
Ölenleri tanıyanların anılarının yankılandığı bir direnişti
Ve ben,
O an itibariye ahmak bir bünyeyle,
Ayyaş, çapulcu bir direnişe aşık olmuştum

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir