Çünkü Zeliş Hep Oradaydı!

Ben Zeliş’i an an hatırlıyorum. Çok uzun bir zamana yayılan kısa anlar gibi geliyor. Çünkü Zeliş hep ordaydı. Bir çok insan gibi ben de bunu hissediyorum. Onunla ne zaman nasıl tanıştığımı bile hatırlamıyorum. Hem hep tanıyormuşum gibi hem de hiç tanışmamışız gibi. Eskişehir’de, Ankara’da ya da İstanbul’da tanıştık bilmiyorum ama Zeliş hareket demekti benim için. İster feminist hareket ister LGBTİ hareket ister sosyalist ister anarşist… İsterse sadece hareket. Öldüğüne, aramızda olmadığına, Mis Sokak’ta karşılaşmayacağımıza hala inanmıyorum sanırım. O cenazeler onların değilmiş, biz başkalarına ağlamışız gibi de geliyor. Başka işleri vardı da gelemediler gibi. Amargi’nin Tel Sokak’taki yerinde masada rüyalarını yazdığını hatırlıyorum şu an. Lesbos Adası’nı anlattığını anımsıyorum. Yunanca öğrenmeye çalıştığı günleri. Anlar geliyor aklıma sonra gidiyor o anlar, ölmedi diyorum çocukça. Anları düşünmek kafamı yakıyor. Anları düşünmeyi bırakıyorum. Ferhat’ların evinde iki yahut üç sene önce ben dört kanallı küçük bir kayıtçı almıştım kendime. O hevesle onu da konuşturmuşum. Arkada Kazım Koyuncu’dan Dido çalıyor. Ve Zeliş çok duygusal bir konuşma yapıyor. O sesleri bir şekilde kaybediyoruz Leman ve ben bulamıyoruz. Cenazeden sonra ben Leman’a bir daha baksana diyorum ve Leman bir gün ne bulduğuma inanamayacaksın diyor ve dört dakikaya yakın bir ses kaydı gönderiyor. Zeliş vazgeçtiği birini hüzünlü ama çok güzel anlatıyor. İşte o ses kaydında söyledikleri. Canım benim… Varsa imkanınız bir de Kazım Koyuncu’dan Dido’yu açın okurken.

(Ne temize çekebildim ne de ses kaydına elim gitti, yokluğun kafası sonradan geliyor, her zamanki gibi…)

Ulaş, Kasım 15

 

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir