Haz ve umudun kamerası, Beyaz Atlı Prensi soyup soğana çevirirse

Lambda*lı Kadın**lardan Beyaz Atlı Prens Boşuna Gelme – Umut Erdem

Çocukken hep ailemiz ve çevremiz tarafından bize dayatılan hayallerde, okunan masallar, murad edilen gelecekte barbie bebekler kadar güzel olacak ve bir beyaz atlı prens gelip bize, hayalini dahi kurmaya aklımızın eremeyeceği bambaşka bir gelecek sunacak ve sonsuza kadar mutlu mesut yaşayacaktık.

Ama sonra işler, bunları kafamızda kurmamıza vesile olan aile ve okulun düşünmediği şekilde gelişti. Biz beyaz atlı prens istemiyorduk. Bu kararlılığa gelene kadar tabii ki pek çok çelişki, çatışkı, kuşku, nefret, bocalama, hayalkırıklığı, yalnızlık, savunmasızlığa teslim olduk. Ama deneyimlerle, yaşanmamışlığa duyulan merak, tutku ve bunun olabileceğine imkan tanıyan teori ve pratiklerle bize dayatılan ve kabullenişe geçmemiz gerektiği hayatı, elimizin tersiyle iterek heteronomatif algılara meydan okumayı seçtik. Bu şüphe yok ki çok yıpratıcı bir süreçti; fakat etrafımızı çepe çevre saran hegemonik sisteme alternatif bir yaşam ve pratik sunmaya dayalı bir eylemdi. Beklentimiz ütopik bir dünya yaratmak üzerine harekete geçmek değildi, bu pragmatist anlayışı ve mükemmelciliğe omuz atmayı yeğlesek de toplumsal normların reddine dayalı ütopik bir dünya da tahayyüllerimizden oldu, Beyaz Atlı Prensin hapsolduğumuz kuleye tırmanıp bizi ordan çıkardığı bir hayal tahayyül etmekten ziyade.***

İşte kısa bir süre önce trafik kazasında kaybettiğimiz feminist ve LGBTİ aktivisti yoldaşımız, dostumuz, sevgilimiz Zeliş’in de aralarında bulunduğu Lambdalı Kadınlar ve Aykut Atasay’ın senaryolaştırdığı ve çektiği 2009 yapımı Beyaz Atlı Prens Boşuna Gelme, lezbiyen ve biseksüel kadınların görünmezliğini odağına alarak bu sürecin nasıl örüldüğünü deneyim paylaşımları eşliğinde anlatıyor, başrole lezbiyen ve biseksüel trans/natrans kadınların yanı sıra haz ve fantezileri de koyarak.

Film, heteroseksüel erkeklerin haz nesneleri olarak toplum algısında yer eden lezbiyenliğe dair fobinin ifşasıyla açıyor perdesini. İki sevişen, birbirlerini arzulayan kadının, heteroseksüel erkeklerin kafasında yarattığı “erkek eksikliği” algısını, cinsel yönelimi izleyen /röntgenleyen biriyle bu cinsellik anının, sadece kendi tahakkümüne ve varlığına açık olduğunu düşünen heteroseksist, cinsiyetçi ve eril zihniyet arasındaki farkı da belirginleştirerek veren belgesel film, alt metnini en baştan, provakatif bir biçimde veriyor:

Lezbiyen ve biseksüel kadınlar vardır! Kadınlarla sevişen kadınlar vardır!

Ardından lezbiyen ve biseksüel kadınların deneyimlerine, hazlarına, kadınların dilinden toplumsal dışlamanın ve toplumun hazlarını, fantezilerini “anormalleştirmesi”nin yarattığı etkilerine, kadın kadına aşkı ele alan filmlere, Sappho’ya rağmen edebiyatta lezbiyen aşkın yoksunluğuna değinen Beyaz Atlı Prens Boşuna Gelme, politik ve örgütlü mücadele içinde lezbiyen ve biseksüel kadınların seslerine kulak vermemizi sağlıyor. Sanatta ve politikada lezbiyen ve biseksüel kadın görünürlüğüne dair çalışmaları gün yüzüne çıkarıyor, tam bir sözlü tarih kıvamında.

Cosmopolitan’ın zamanında konuyla ilgili yaptığı röportajdan da kesitler sunan filmdeki görüntüler, izleyiciyle samimi bir bağ kuruyor. Filmde yer alan ve bambaşka yerlerden seslenen kişilerin deneyim aktarımı da konunun ajite edilmesinin önüne geçerek bilinç yükseltmeye benzer bir teknikle aslında filmi izleyen her izleyicinin de kendisine dönüp bakmasını sağlıyor. Lezbiyen ve biseksüel kadınların görünürlükleri, kadın bedeni, cinsel yönelim, haz, fantezi, cinsellik gibi konuların gündemleştirilmesi hususunda hem bireylerin hem de LGBTİ ve feminist hareketin dönüp bir kendisine bakmasını sağlayıcı noktalara parmak basan Beyaz Atlı Prens Boşuna Gelme, kıvılcımlarının oluştuğu lezbiyen & biseksüel öz örgütlenmeye dair kadınların hissettikleriyle kapatıyor perdesini ve büyük bir haz ve arzuyla yaptığı açılışı umutla sonlandırıyor, tahayyülünü mükkemmel bir anlatımla karşımıza getiriyor böylece.

Lezbiyen ve biseksüel feministler olarak görünürlüğümüzü artırmak, taleplerimizi haykırmak için hem birbirimize daha çok ihtiyaç duyduğumuz hem de temas etmeye, birbirimizi fark etmeye, kendimizi fark ettirmeye kafa yorduğumuz şu günlerde, Zeliş’in de bıraktığı yerden daha bir güç ve enerjiyle yol almayı koymuşken kafamıza Beyaz Atlı Prens Boşuna Gelme, azımsanmayacak bir aktivizm yöntemi de sunuyor bizlere: Haz ve umutla o bize dayatılan karikatürize edilmiş hayatta başrole getirilen beyaz atlı prensi soyup soğana çevirmek!

 

 

*1993 yılında İstanbul’da kurulan Türkiye’nin ilk LGBTİ dernek örgütlenmesidir.

** Ekip o zamanlar kendilerine “Lambdalı Kadınlar” dediği için yazıda bu şekilde kullandım. 

*** Halberstam, Judith, Queer Art of Failure (Çuvallamanın Queer Sanatı) 3. Bölüm, syf. 88

 

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir