Neden Ayrı Örgütleniyoruz!

Lezbiyen Biseksüel Feministler olarak neden ayrı bir örgütlenmeye ihtiyaç duyuyoruz?

Lezbiyen Biseksüel Feministler ismiyle açık çağrılı toplantılar yapmaya başlamadan önce daha küçük bir grup olarak kendi aramızda kurduğumuz bir mail grubu üzerinden haberleşiyorduk, birlikte bir şeyler yapma niyetimiz vardı. Kısa bir süre önce içimizden birkaç arkadaş, 1980’ler İngiltere’sinde heteroseksüel feministler ile lezbiyen feministlerin arasında geçen tartışmaları anlatan “düşmanınla yatmak” metnini çevirmişti ve aslında biz bu metni tartışacağımız bir toplantı yapmayı planlıyorduk. Onur Yürüyüşü’ne saldırı olunca bir çağrı yapıp yürüyüş örgütleyelim dedik. Son dakika yapılmış bir çağrı olsa da yürüyüşü iyi örgütledik ve katılım gayet yüksek oldu. Eylem öncesi pankarta ne yazılacağını konuşmamız dışında grubun ismi üzerine uzun uzadıya tartışma yapma fırsatımız olmamıştı ama içinde feminist, lezbiyen ve biseksüel geçsin istemiştik. Yürüyüşü takip eden hafta sonu açık çağrılı bir piknik yaptık. Piknik, bir örgütlenme buluşmasından ziyade benzer deneyimleri yaşayan kadınlar ve translar olarak bir araya gelmenin ve konuşmanın vesilesi oldu. “Düşmanınla yatmak” metnini ev toplantılarımızdan birinde tartışmaya açtık. İçimizde LGBTİ+ hareketinden gelenler de, feminist hareketten gelenler de vardı ama iki hareket içerisinde de lezbiyen görünmezliği ve lezbiyenlerin sorunlarının yeterince gündem olmaması gibi ortak bir sorunumuz vardı.

Lezbiyenlerin ve biseksüel kadınların görünmezliği ve kendilerine özgül sorunları biz konuşmazsak kimselerin konuşmaya zahmet etmeyeceği meseleler olduğundan, hangi alanlarda nasıl bir görünmezliğe maruz kaldığımızı tartışmaya koyulduk. Feminist harekette heteroseksizmle mücadelenin sadece bir başlık olarak geçiyor olması ve politik gündemde yer bulamaması bizi nasıl rahatsız ediyorsa, LGBTİ+ hareketi içerisinde yeterince madi olamazsan senin sorunlarına kimsenin kulak asmaması da bizi bir o kadar rahatsız ediyordu. Bu ortak dertlerimiz bizi yan yana getirdi ve kısa zamanda birlikte çok güzel işler yaptık. Çok basit sorulardan varoluşumuza dair daha derin meselelere kadar birçok konuda tartıştık, yol aldık.

Neden öz örgütlenmeye ihtiyaç duyduğumuzu da beraberce konuştuk ve önemli bir tartışmayı başlattığımızı düşündüğümüzden, konuştuklarımızı mümkün olduğunca kapsamlı biçimde bültenimize taşımaya karar verdik. Bunun aynı zamanda lezbiyen, biseksüel feminist bir hareket önüne neler koymalı sorusunun da cevabı niteliğinde olacağını umuyoruz.

Geride bıraktığımız yoğun birkaç ayın sonunda; ana akım feminist örgütlerdeki lezbiyen biseksüel kadınların, LGBTİ+ hareketinden kendine lezbiyen biseksüel demeyi önemseyen feminist kadınların, kendisini herhangi bir kimlikte tanımlamayan ve lezbiyen deneyimler yaşayan bağımsız aktivistlerin, daha önce hiç yan yana gelmemiş siyasetlerden, örgütlerden insanların bir araya geldiği bir oluşum halini aldı LezBiFem.

Kısa bir süre öncesine kadar bazılarımız için kimi feminist gruplardan kadınlarla birlikte örgütlenmek tahmin edemeyecekleri bir durumken, LezBiFem’in açtığı alan ve öz örgütlenmenin hazzı ön yargılarımızı kapının dışında bırakmamıza vesile oldu.

Öz örgütlenme demişken; ilk kez Kuirfest’te gösterilen, LezBiFem’in de açık etkinliklerinden biri olarak gösterimini yaptığı “İntikamcı Lezbiyenler” filmine de muhtaç olduğumuz ateşi yutma kudretini bize hatırlattığı için selam çakmayı unutmayalım. Şimdilerde LezBiFem’de örgütlenen birçok kadın, henüz birbirlerinin varlığından haberdar değilken filmden aldıkları ilhamla bir lezbiyen örgütlenme hayalleri kurmuşlar.

Feminist hareketin gündemini hepimiz bir şekilde takip ediyoruz; kadın cinayetleri, aile kurumunun feminist tahlili, kadın emeği gündemi bir biçimde içinde olduğumuz tartışmalar. Ama biz bu gündemde doğrudan kendimize dair şeyleri çoğunlukla bulamıyoruz; lezbiyen cinayetleri, lezbiyen kadınların aile belasından çektikleri, kadın olmaya bir de eşcinselliğin eklendiği emek sömürüsü biçimleri şimdilik politik gündem olmaktan çok uzakta; yalnızca merak konusu. LGBTİ+ hareketi içinde de kadın politikasının olsa olsa rakı masasında “ne olacak bu memleketin hali?” muhabbetinden sonra kendine yer bulduğu düşünülecek olursa biz öz örgütlülüğümüzü konuşmayalım da kim konuşsun.

Aslında meseleye biraz dışarıdan bakmaya çalıştığımızda, “lezbiyen, biseksüel feminist öz örgütlenmesine neden ihtiyaç var?” tartışmasının kendisi bile bu ihtiyacı açıklamaya yetiyor. Yıllardır öz örgütlenme deyince otomatik olarak akla gelen trans öz örgütlenmesinin ne kadar elzem olduğu konusunda hiçbir şüphesi olmayan bizler, LGBTİ+ hareketinden ve feminist hareketten ayrı bir örgütlenmeye giderken sanki haklılığımıza başkalarını ikna etmek için argümanlar arıyor gibiyiz. Oysa ki hiçbirimiz LGBTİ+ hareketi içinde yer alan birçok erkeğin lezbiyenler ve biseksüel kadınlarla ilgili avam mizah dergilerini aratmayacak yorumlarına yabancı değiliz.

Lezbiyenlerin sosyalleşme alanlarının giderek daralması da LezBiFem olarak büyük derdimiz. 8 Mart gece partileri dışında yıl içindeki kadın kadına partilerin neredeyse soyu tükendi. Kendimizi rahat hissedeceğimiz alanlar yaratmaya ihtiyacımız var, böylece LGBTİ+ hareketiyle tek teması Onur yürüyüşleriyle sınırlı olan kadınlara ulaşıp dertleşebileceğiz. Hepimizin ortaklaştığı hedeflerden biri de LezBiFem’i hiçbir lezbiyen ve biseksüelin kendini yalnız hissetmeyeceği bir alan haline getirmek.

Lezbiyenler ve şiddet denildiğinde genelde akla lezbiyenlerin maruz kaldığı şiddet türleri gelmiyor, daha ziyade barlarda birbirleriyle kavga ettikleri için “kamyoncu” diye alay konusu olan lezbiyenler akla geliyor. Biz lezbiyenlerin şiddet deneyimlerini açılmak zorunda isimsiz şekilde paylaşabilecekleri bir alan oluşturmak istiyoruz. Bunun dışında LezBiFem oluşumunun çok önemli bir diğer ayağı da heteroseksizmin, erkek egemen sistemde, kadınların ezilmesi ve sömürülmesi için ne kadar gereken bir şey olduğunu teşhir etmek. Heteroseksizm partiyarka işbirliği feminist hareket tarafından dile getirilse de yeterli bir tahlil yapıldığını düşünmüyoruz ve biz önümüzdeki aylarda yürüteceğimiz tartışmalarla bu alanı açmayı hedefliyoruz.

Akademik ortamda açılmak da ayrı bir dert

‘‘Daha ne olduğunu anlamadan ‘tabii canım Butler!’ diyerek altını boşalttığım, kritiğini yaparak kendimi ortaya attığım şeyleri yeniden deneyimlemek, konuşmak istiyorum.’’

Lezbiyen olarak açılmanın da bin bir türü olduğunu keşfettik toplantılarımızda; kimimiz “bir ben bir Zeki Müren” bile diyemeyecek kadar çorak bir atmosferde kendini bulmuş, kimimiz akademinin politik ikliminde Butler’ın kucağında açılmış. Gel gör ki Butler’ın sesi uzaktan hoş gelirmiş; kendi açılma sürecini bile gönlünce yaşayamamak, bilinç yükseltmenin, açılma toplantılarının çağ dışı sayılıp, zinhar gündem edilmeyişinden ötürü yalnız kalmak da ayrı bir dertmiş. Biz LezBiFem olarak herkes kendi hikâyesini kendine nasıl iyi gelecekse öyle yaşayabilsin diye filmi başa sarmakta bir beis görmüyoruz, varsın yapı bozum dersinden sınıfta kalalım, içi boşaltılmış teorileri biraz kenara koyup heyecanımızın sesini dinleyelim istiyoruz. O yüzden toplantılarımızdan birini lezbiyen kelimesini ilk ne zaman duyduğumuzu konuşarak geçirmek hepimize çok iyi geldi.

Onur yürüyüşlerini ne kadar sahiplensek de dışarıdan bakan gözler için bizler geylerin “duyarlı kadın destekçileriydik”, fakat “lezbiyeniz, biseksüeliz, feministiz, hizaya gelmiyoruz!” diyerek Kadıköy’de kadın kadına sokağa çıktığımızda erkek zihni için kaçacak yer bırakmadık. Kenarda, köşede kalmadan “Biz de buradayız, tam gözünüzün önündeyiz” demek bizler için de yeni ve heyecan verici bir deneyim oldu. Hal böyle olunca bazılarımızın açılma süreci de kendiliğinden hızlanmış oldu.

LGBTİ+ mücadelesine Feminist ilke takviyesi

‘‘Daha diva olmak, daha yırtıcı olmak, daha bıçkın olmak, daha çok kişiyi tanımak, daha çok terminolojiye hakim olmak, hareketin tarihini daha iyi bilmek, mümkünse en az 6-7 yıldır hareketle ilişkili olmak… Söylendiği zaman kulak tırmalamayan ama pratikte bir sürü insanı dışarıda bırakan şeyler…’’

LezBiFem olarak feminist politikadan ne anlıyoruz diye konuşurken hepimizi kesen konulardan biri feminist politika yapma ilkelerini kendi içimizde de işletmek konusudaki derdimizdi. Nasıl bir alanda politika yapmak istediğimizi ilk toplantıdan beri açık açık konuşuyoruz. Tartışmalarımızda dışlayıcı bir dil kullanılmamasına, deneyim ya da birikim üzerinden hiyerarşi kurulmamasına özen gösteriyoruz. Aslında LGBTİ+ hareketi içerisinde kanıksamaya başladığımız ve pratikte bir çok kişiyi dışarıda bırakan üsluba geçit vermemeyi amaçlıyoruz.

Bu yazı Lezbiyen Biseksüel Feministler ekibinin 22 Kasım tarihli toplantısında yürüttüğü tartışmanın özetidir.

You may also like...

1 Response

  1. Merhaba, bu bir yorumdur.
    Yorum moderasyonuna başlamak, düzenlemek ve silmek için lütfen yönetim panelindeki yorumlar bölümünü ziyaret edin.
    Yorumcuların avatarları Gravatar üzerinden gelmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir